9 Mart 2009 Pazartesi
Eğitim kampına alındım;)
Bu hafta sonu birde kursum başladı yani yine yeniden ingilizce...Hocam da değişmiş;pek bir heyecanlı, hızlı olan hocamı takip etmek beni zorlamakta.İngilizceye olan yoğun ilgimi de kaybetmekten korksam da bu sefer yenik düşmeyeceğim kadere:P
Birde bu aralar ara sıra uğramam gereken staj okulum var.Bunun yanında ünlü kalp ve damar cerrahından kalp nasıl çalışır konulu ders almaktayım ve bir kez daha ben niye doktor olamadım diye geçmiş zamana yanmaktayım.Yakında da daha anlayarak ve daha bilinçli olarak ameliyatlar izleyeceğim.Öncekilerin tadı damağımda kalmıştı zaten:D
Bir de departman başındaki amirim sayesinde sıkı bir rocker olabilirim.Ben ki hiç yabancı müzik dinlemezken Beatless dinler oldum.Pink Floyd'u hiç duymadığımı söylediğim de ise kınama cezası aldım ve şimdi The wall çalışmasının kitabını okuyorum sonrada cdsini izleyeceğim ve felsefesini anlayacağım.
Öğrenmem gerektiğini düşündüğünüz bir şey varsa şimdi söyleyin çekinmeyim zira öğrenmeye güdümlü bir yıl yaşamaktayım:)
20 Şubat 2009 Cuma
İntermediate Bir Okuyucuyum Fazla Zora Gelemem:))

Genelde referans almadan bir kitabı okumam.Referans noktam da genelde Derya Hocadır.Onun önerdiği hiç bir kitaptan bu güne kadar şikayetçi olduğumu bilmem yada bilmezdim .Taki koca tembeli okuyana kadar.
Ablam kitap için eğlenceli olduğunu söylemişti.Bir insanın evinde piton besleme macerasını anlatan bir kitaptı.Bende ablamın da okeyini almış kitabı aldım ,okudum ama bu sefer olmadı Derya hocam:))Benim kitapta beğenmedim nokta ise saçma sapan akıl yürütmeler, kitabın bütünlüğünü akıcılığını önleyen ağdalı anlatımlar var.Kitabın takibini zorlaştıran, hatta "ya ben okurken sanırım çok kafamı vermeden okudum, atladığım bir yer var yoksa bu ne alaka "dediğiniz ve başa dönüp okuyunca sizin suçunuz olmayan bir sürü anlatım var.Kısacası sıktı beni... Hiçte eğlenceli bulmadım bir pitonun evde beslenme hikayesini . Sanırım bu kitap benle ablam arasındaki farkı belirledi.Ablam iyi bir okuyucu ve ağdalı edebiyat bile seviyor , keyif alıyor.Bense orta karar bir okuyucu olarak ağdalı edebiyat sevmiyorum ,beni aşıyor:))
Kaçınızda Abhazya Bayraklı Atkı Var:))
Bu gün yine aynı saatlerde uyandım,aynı saatte evden çıktım ve yine aynı saatte işe geldim ,yine aynı kişilerle günaydınlaştım ,hatta yediklerimim bile aynı olduğu poğaça ve çaydan oluşan kahvaltımı yaptım.Her şey aynı iken bu günü farklı kılan olay gerçekleşti ve adıma kargo olduğunu söyleyen ev arkadaşım bana müjdeyi vermiş oldu.
Beklediğim bir kargoydu ama bu gün mü yarın mı,yani hangi gün geleceğini bilmiyordum.Ayrıca beni mutlu eden gönderilen hediyenin anlam ve önemiydi.Sanıyorum ki eşi ve benzeri başkasında olmayan Abhazya bayraklı ve üzerinde Abhazya yazan atkı benim için işlenmiş ve bana yollanmıştı:))Sorarım kaçınızın adına Abhazya bayrağı ile işlenmiş atkı var?Ben Mutlu olmayayım da kim olsun;)Düşünüp de emek verip bana bu kadar güzel bir hediye yollayan abhaz arkadaşıma da ayrıca çok teşekkür ediyorum:D
17 Şubat 2009 Salı
İtinayla Seçtim

Uzun süredir yaşadığım şehrin de bana sunduğu avantajları kullanarak iyi bir sinema takipçiliği yapmaktayım.Bu zamana kadar gittiğim filmlerde izlenmeye değer bulduğum iki film var.Biri gerçek bir hikayeden yola çıkarak çekilmiş olan Sahtekar.Başrolde Angelina Jolie olan bir Clint Eastwood filmi:)

Bir diğeri de Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi.Oyuncusu Brad Pitt olan David Fincher filmi.Film gerçek olması mümkün olmayan bir olayı o kadar etkileyici anlatmış ki çoğu zaman izleyicide gerçekte de olabilirlik hissiyatı yaratıyor yani gerçek dışılık yadırganmıyor.
Bilenler bilirler ben sinemaya gitmekten pek hoşlanmam.Film izlemek keyif işidir. İstediğim zaman ara vermeliyim yada hic ara vermek istemiyorsam ara vermek zorunda olmamalıyım.Sonra çokta rahat olmayan bir koltukta değil de ,istediğim koltukta yada yatagımda uzanarak izlemeyi tercih ederim.Bir de nekadar sessiz olursa olsun kalabalıkla izlemeyi sevmem filmi.Evde ya da odamda yalnız olmayı da tercih ederim.Bu nedenledir ki; eğer gittiğim film bu olumsuzlukları gözardı edebilecek kadar güzel değilse ,verdiğim paraya ve harcadığım zamana acıyorsam ozaman biraz anlamsız bulurum sinemaya gitmeyi ve uzun süre ayak basasım gelmez sinema denilen mekanlara.
Bu iki filmden çıkarken deydi be dedim,hatta yüzümde memnuniyet bildiren gülümseme de vardı ,hatta ve hatta ee nezaman izlerim ki bu tatta film birdaha sinemada diye geçirmedim değil içimden:)İtinayla seçtim ve gidilmesini şiddetle öneririm:D(gitmezseniz döverim bak:P)
27 Ocak 2009 Salı
Çok Çalışmam Lazım Çoooookk

Kendini çalışırken işsiz hisseden kaç kişi vardır bilmem ama benim öyle hissettiğim kesin.Bu kaderi değiştirmekte elimde bunu da bilmekteyim.Ama seçim yapması çok zor oluyor.Şimdi önümdeki seçenekler şunlar;
1)Sağlık sektöründe kalmak için şartları zorlamak.Bunun içinde benim yapmam gerekenler var ;yazılmış olduğum sağlık işletmeciliği bölümü derslerini çalışmak ,gerekli sertifikaları toplamak ve yarılamış olduğum ingilizce kursunu devam ettirmek.
2)Özel sektörden vaz geçmem ama mesleğime dönmek istiyorum dersem de yeniden fiziğe dönüp dershane piyasasında yer edinmek adına çaba sarf etmem ve Ankaramda ki bağlantılarımı kuvvetlendirmem gerekecek(önce bağlantı kurmak gerekecek tabi:)) ki en uzak şık bu gibi gözükmekte.
3)Ne özeli ya devlet gibisi var mı diyip Kpss sınavına çalışmak da son şık olmakla birlikte beni düşündüren yanı da var.Zira yarım dönemlik sürem kalmışken hem eğitim derslerini hemde genel kültür adı altındaki tarih ,coğrafya ve vatandaşlık derslerini çalışıp yetiştirmem gerekiyor ki ;insanların bir yıl boyunca öss'ye çalışır gibi çalıştıklarını düşününce sanırım hayalperest davranıyorum diyorum:)Bir de eğer ki bu şıkkı seçersem ingilizce kursumu da devam ettirmeliyim, hastanem gönderirse sertifika programımı tamamlamalıyım.
Eee aklıma gelen soru şu; bir kaç karpuzu bir koltuğa mı sığdırmaya çalışıyorum ,yoksa gözümde büyütüp tembellik etmeyi mi seçmek istiyorum.Ben bilemedim:)Mevlam yardımlarını, dostlarım desteklerini, kendimde azimimi esirgemezsem olur herhalde:)
9 Ocak 2009 Cuma
İsyanlardayım:)))
Hiçte öyle değil arkadaşlar.İnsanın işi olmayınca çok sıkıldığı bir yana ,herkesin iş yaptığı bir ortamda siz iş yapmayınca kendinize olan güveniniz bir parça sarsılıyor,öğrenme hevesiniz ,sorma hevesiniz kalmıyor.Aynı işler üzerine kaç soru sorabilirsiniz ki?Sanmayın ki sormuyorum, iş istemiyorum ama maalesef departman departman dolaşmama rağmen iş sıkıntısı çekiyorum.Görevleri elinden gidecek korkusu yaşayan departman amirleri ve departman çalışanları iş öğretmek konusunda pek isteksizler.Onlar açısından bakınca haksızda sayılmazlar bu korkuyu yaşamakta.Yönetimin de bu durumla ilgilenmemesi cabası.Bu nedenledir ki özledim öğretmenliğimi ,öğrencilerimi hatta kendi öğrenciliğimi.
İnsanın işe yaradığını hissetmesi güzel bir duyguymuş.Dershanede çalıştığım zamanlarda da çok paralar almadım ama severdim oraya gitmeyi, çalışmayı,üretmeyi.Burada da çok para almıyorum ama evet istiyorum zam hiç bir iş yapmamama rağmen:))Yüzsüz demeyin zira size de çalıştığınız yerde ihtiyaç yokmuş gibi davranılsaydı(İş var aslında.Normalde yoğunluklarından şikayet eden arkadaşlar ben ve benim gibi bulunan arkadaşlara iş vermemeye yemin etmişler gibi)sizde isterdiniz orada sizi tutacak bir neden olmasını.Sözün kısası yıpranma payı olarak istiyorum hakkımı:)))Ya iş versinler öğreneyim, öğrendikçe hedefler koyayım kendime,üreteyim ve mutluluğu bunda bulayım işimde yada istiyoruuuuuummmmm daha fazla parayı:))))Kimsenin hakkı yok bana böyle hissettirmeye:P
6 Ocak 2009 Salı
Zaman

Zamanın acıları dindireceği söylenir hep ama dursun istiyorum zaman.Acıya acı ekler ,umut vermek yerine alır oldu...
