20 Şubat 2009 Cuma

Kaçınızda Abhazya Bayraklı Atkı Var:))


Bu gün yine aynı saatlerde uyandım,aynı saatte evden çıktım ve yine aynı saatte işe geldim ,yine aynı kişilerle günaydınlaştım ,hatta yediklerimim bile aynı olduğu poğaça ve çaydan oluşan kahvaltımı yaptım.Her şey aynı iken bu günü farklı kılan olay gerçekleşti ve adıma kargo olduğunu söyleyen ev arkadaşım bana müjdeyi vermiş oldu.
Beklediğim bir kargoydu ama bu gün mü yarın mı,yani hangi gün geleceğini bilmiyordum.Ayrıca beni mutlu eden gönderilen hediyenin anlam ve önemiydi.Sanıyorum ki eşi ve benzeri başkasında olmayan Abhazya bayraklı ve üzerinde Abhazya yazan atkı benim için işlenmiş ve bana yollanmıştı:))Sorarım kaçınızın adına Abhazya bayrağı ile işlenmiş atkı var?Ben Mutlu olmayayım da kim olsun;)Düşünüp de emek verip bana bu kadar güzel bir hediye yollayan abhaz arkadaşıma da ayrıca çok teşekkür ediyorum:D

17 Şubat 2009 Salı

İtinayla Seçtim

Sayın takipçilerimin beni kınadığını duyar gibiyim.Blog yazmak ciddi bir iştir,zaman ayırmak gerekir ve düzenli yazı yazmak blog yazarlığını geliştirir.Bense biraz savsak bir blog yazıcısı olarak gözüksem de sanmayın ki gerçek bu ve tembelliğimden uzun süre yazmıyorum.

Uzun süredir yaşadığım şehrin de bana sunduğu avantajları kullanarak iyi bir sinema takipçiliği yapmaktayım.Bu zamana kadar gittiğim filmlerde izlenmeye değer bulduğum iki film var.Biri gerçek bir hikayeden yola çıkarak çekilmiş olan Sahtekar.Başrolde Angelina Jolie olan bir Clint Eastwood filmi:)

Bir diğeri de Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi.Oyuncusu Brad Pitt olan David Fincher filmi.Film gerçek olması mümkün olmayan bir olayı o kadar etkileyici anlatmış ki çoğu zaman izleyicide gerçekte de olabilirlik hissiyatı yaratıyor yani gerçek dışılık yadırganmıyor.
Bilenler bilirler ben sinemaya gitmekten pek hoşlanmam.Film izlemek keyif işidir. İstediğim zaman ara vermeliyim yada hic ara vermek istemiyorsam ara vermek zorunda olmamalıyım.Sonra çokta rahat olmayan bir koltukta değil de ,istediğim koltukta yada yatagımda uzanarak izlemeyi tercih ederim.Bir de nekadar sessiz olursa olsun kalabalıkla izlemeyi sevmem filmi.Evde ya da odamda yalnız olmayı da tercih ederim.Bu nedenledir ki; eğer gittiğim film bu olumsuzlukları gözardı edebilecek kadar güzel değilse ,verdiğim paraya ve harcadığım zamana acıyorsam ozaman biraz anlamsız bulurum sinemaya gitmeyi ve uzun süre ayak basasım gelmez sinema denilen mekanlara.
Bu iki filmden çıkarken deydi be dedim,hatta yüzümde memnuniyet bildiren gülümseme de vardı ,hatta ve hatta ee nezaman izlerim ki bu tatta film birdaha sinemada diye geçirmedim değil içimden:)İtinayla seçtim ve gidilmesini şiddetle öneririm:D(gitmezseniz döverim bak:P)

27 Ocak 2009 Salı

Çok Çalışmam Lazım Çoooookk


Kendini çalışırken işsiz hisseden kaç kişi vardır bilmem ama benim öyle hissettiğim kesin.Bu kaderi değiştirmekte elimde bunu da bilmekteyim.Ama seçim yapması çok zor oluyor.Şimdi önümdeki seçenekler şunlar;
1)Sağlık sektöründe kalmak için şartları zorlamak.Bunun içinde benim yapmam gerekenler var ;yazılmış olduğum sağlık işletmeciliği bölümü derslerini çalışmak ,gerekli sertifikaları toplamak ve yarılamış olduğum ingilizce kursunu devam ettirmek.
2)Özel sektörden vaz geçmem ama mesleğime dönmek istiyorum dersem de yeniden fiziğe dönüp dershane piyasasında yer edinmek adına çaba sarf etmem ve Ankaramda ki bağlantılarımı kuvvetlendirmem gerekecek(önce bağlantı kurmak gerekecek tabi:)) ki en uzak şık bu gibi gözükmekte.
3)Ne özeli ya devlet gibisi var mı diyip Kpss sınavına çalışmak da son şık olmakla birlikte beni düşündüren yanı da var.Zira yarım dönemlik sürem kalmışken hem eğitim derslerini hemde genel kültür adı altındaki tarih ,coğrafya ve vatandaşlık derslerini çalışıp yetiştirmem gerekiyor ki ;insanların bir yıl boyunca öss'ye çalışır gibi çalıştıklarını düşününce sanırım hayalperest davranıyorum diyorum:)Bir de eğer ki bu şıkkı seçersem ingilizce kursumu da devam ettirmeliyim, hastanem gönderirse sertifika programımı tamamlamalıyım.
Eee aklıma gelen soru şu; bir kaç karpuzu bir koltuğa mı sığdırmaya çalışıyorum ,yoksa gözümde büyütüp tembellik etmeyi mi seçmek istiyorum.Ben bilemedim:)Mevlam yardımlarını, dostlarım desteklerini, kendimde azimimi esirgemezsem olur herhalde:)

9 Ocak 2009 Cuma

İsyanlardayım:)))

Off offff çok sıkılıyorum işimde.Hiçbir iş yapmadan geçiriyorum bütün günü.Önümde bilgisayar ,internet ,masamda kitaplar.Çalışma saatlerini bunlarla değerlendiriyorum.(Şu anda da çalışma saatleri içerisindeyim:))Duyar gibiyim içinizden geçenleri."Daha ne istersin allahtan. Bütün gün otur ayın sonunda da maaşını al,allah herkese versin ,buldundu bunuyorsun Deniiiiiiiiizzzzzzzz"diyorsunuz demi.

Hiçte öyle değil arkadaşlar.İnsanın işi olmayınca çok sıkıldığı bir yana ,herkesin iş yaptığı bir ortamda siz iş yapmayınca kendinize olan güveniniz bir parça sarsılıyor,öğrenme hevesiniz ,sorma hevesiniz kalmıyor.Aynı işler üzerine kaç soru sorabilirsiniz ki?Sanmayın ki sormuyorum, iş istemiyorum ama maalesef departman departman dolaşmama rağmen iş sıkıntısı çekiyorum.Görevleri elinden gidecek korkusu yaşayan departman amirleri ve departman çalışanları iş öğretmek konusunda pek isteksizler.Onlar açısından bakınca haksızda sayılmazlar bu korkuyu yaşamakta.Yönetimin de bu durumla ilgilenmemesi cabası.Bu nedenledir ki özledim öğretmenliğimi ,öğrencilerimi hatta kendi öğrenciliğimi.

İnsanın işe yaradığını hissetmesi güzel bir duyguymuş.Dershanede çalıştığım zamanlarda da çok paralar almadım ama severdim oraya gitmeyi, çalışmayı,üretmeyi.Burada da çok para almıyorum ama evet istiyorum zam hiç bir iş yapmamama rağmen:))Yüzsüz demeyin zira size de çalıştığınız yerde ihtiyaç yokmuş gibi davranılsaydı(İş var aslında.Normalde yoğunluklarından şikayet eden arkadaşlar ben ve benim gibi bulunan arkadaşlara iş vermemeye yemin etmişler gibi)sizde isterdiniz orada sizi tutacak bir neden olmasını.Sözün kısası yıpranma payı olarak istiyorum hakkımı:)))Ya iş versinler öğreneyim, öğrendikçe hedefler koyayım kendime,üreteyim ve mutluluğu bunda bulayım işimde yada istiyoruuuuuummmmm daha fazla parayı:))))Kimsenin hakkı yok bana böyle hissettirmeye:P

6 Ocak 2009 Salı

Zaman


Yeni yıl hep bir başlangıçtır ve umut doludur yada eskidendi bu söylediklerim yada insanın insana söylediği yalandı hep, biz çocuktuk inandık, büyüdük yalan olduğunu mu anladık bilmem.

Yeni bir yıla gireli yedi gün oldu ama korkumdan tv açamaz oldum.İlk gün yedi üniversite öğrencisinin ihmaller dizisi sonucunda öldüğünü öğrendik.Yapılan açıklamalar,görüntüler,reyting uğruna izletilenler...Bu yetmezmiş gibi bir de savaş haberleri var.Ölen siviller ki ;bunların yarısı çocuk.İhmaller ,iftiralar ,acımasızlıklar,insanlığından utandıran eylemler,olaylar...2009'a dair güzel haber duyanınız var mı yada umut besleyeniniz?Her sene bir öncekini aratır oldu.

Zamanın acıları dindireceği söylenir hep ama dursun istiyorum zaman.Acıya acı ekler ,umut vermek yerine alır oldu...

28 Aralık 2008 Pazar

Buldum:)




Evet bekledim bekledim ve muradıma ermiş bulunuyorum.İki haftalık ev arama maceram geçtiğimiz cuma günü sona erdi.Ev arkadaşımla umutsuz bir şekilde bakmak için çıktığımız son ev hayallerimizin eviymiş...Biz ise bunu yaklaşık on dakika sonra öğrendik ve öğrendiğimizde gözümüzdeki ışık o kadar belirgindi ki ev sahibiyle yaptığımız pazarlık çabalarımız pek sonuç vermedi.Ama biz çok daha kötü evlere vermeyi düşündüğüz fiyatı bu eve vermeye çoktan gönüllü olan kişiler olarak altı aylık sözleşmemizi yaptık bile:)Hatta dün ilk misafirimiz olarak kuzenim Reyda'yı ağırladık:)Bu gün de son aklayıp paklama işlemlerini tamamladık ve pazar keyfi yaptık.Çayımız , tvmiz ,internetimiz, kitabımız, sağlıklı yaşam adına yapılmış yemeklerimiz ile yeni evimizin keyfini çıkartıyoruz.Dostlarla daha da keyifleneceğini düşündüğüm evimize bekliyoruz efenim...(ilgililerin tek tek ismini söyletmeyin bana:D)

21 Aralık 2008 Pazar

ARIYORUM

Uzun ara verdim yazmaya.Biraz üşendim.Halbuki yazacak çok şey vardı.Bayramda Ankara'ya gittim.Çoooooooooooooooookkkkkkk özlediğim ailemle ,arkadaşlarımla,odamla,dershanemle yani Ankara'yı Ankara yapan her şeyle hasret giderdim.Çok güzel zaman geçirdim ve geri dönüş zorladı tabiki...


Bir kaç gündür buraya yeniden adapte olmaya çalışıyorum.İtiraf etmeliyim ki burada da özlediğim şeyler varmış;hastaneyi özlemişim,ingilizce kursumu hatta ingilizce konuşmayı özlemişim ve araba sürmeyi:) Fakat bu günlerde beni daraltan bir durum var.Ev arıyorum kendime ama bulamıyorum.Her gün aynı ilan sayfalarına bakmak ve fotoğraflarını gördüğüm şirin evlerin gerçeklerini gördüğümde uğradığım hayal kırıklığı ve bu evlere biçilen fiyatların gereksiz yüksekliği biraz umutlarımı söndürse de hala umut kırıntıları besliyorum.Sanmayın ki az paraya lüx ev arıyorum.Aradığımız ev ıkı kişi kalacağımız için 2+1 olsun ve döşeli bir ev olsun,bir de ısınması problemli olmasın istiyoruz.Yaşadığım şehir öğrenci kenti olduğu için bu evlerden bulmak zor değil fakat yine öğrenci kenti olmasından dolayı ev sahiplerinin kazıklayabileceği hazır bir kitlenin de olması anlamına geliyor ve evlerine hak etmediği fiyatları istiyorlar.Ama azimliyim .Bu konuya dair "arayan belasını da bulur ,mevlasını da","arayan derviş muradına erermiş" ata sözlerini de kulağıma küpe yaparak (beladan uzak tutacak bütün önlemleri almaya çalışıyorum ve azmimi yitirmemeye ) aramaya devam diyorum;)Birde ev arama konusunda tecrübeli arkadaşlara sesleniyorum ,benim bilmediğim ama sizin tecrübe ile kazanılmış bildikleriniz varsa bana da söyleyiiiiiiinnnn:))